Derviş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Derviş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2012 Cuma

NASİPSE ...






Tarihi Semerkand şehrinden yola çıkmak üzere olan bir tacir, develerinden birinin sırtında semer olmadığını görünce, ilk gördüğü dükkandan içeri daldı. Dükkanın ustası namaz için mescide gittiğinden, işlerle çırak ilgilenmekte idi.

“Buyur beyim!”

“Bana acilen bir semer gerek”

“Hazırda semerim yok beyim, siz siparişinizi verin üç beş güne kadar hazır ederiz”

“Evladım senin ağzın ne söylüyor. Ben bugün yola çıkıyorum. Develerimden birinin sırtı boş. Neden boş gitsin hayvan. Ona bir semer vurmalyıım hmen..”

“İyi de beyim, hazırda yeni semerim yok.. Ben sana ne vereyim..”

“Fesübhanallah, Görmez misin kervan düzülmüş. Birazdan kervancıbaşının narasını duyarsın. Yola çıkacağız, hadi bak etrafına ve bana bir semer bul”

Semercinin çırağı ümitsizce sağa sola bakınırken, yıllardır tavanda asılı eski bir semere gözü ilişti.

“Bak efendi! Şu eski semer yıllardır orada asılı durur. Ne biz sattık, ne de almak isteyeni çıktı. Madem işin acele kırk para ver, al onu götür.”

Kervancının canı burnundaydı. Semerin iyisni kötüsünü, eskisini yenisini görecek hali mi vardı.

“Al parayı” dedi. “Al şu kırk parayıda ver bana o semeri”

Çırak o eski semeri iyi bir fiyata sattığı için sevinçli idi. Ustasına yaptığı bu karlı ticareti müjdelediğinde, kimbilir o da, ne kadar sevinecekti. TAcir, semeri aldığı gibi develerin yanına koştu. Az sonra semerci ustası dükkanına geldi.

“Selamunaleyküm”

“Aleykümselam usta! Sana iyi bir haberim var”

“De hele!”

“Şu tavana astığın eski semer var ya”

Ustanın gözü birden tavanda semerin asılı olduğu yere kaydı. Baktı semer yok, adamcağızın benizi oracıkta soluverdi. Dizlerini bir titreme aldı, dudaklarını da..

“Eee ne oldu evladım o semere”

“Bir kervancı geldi, tüccar bir adam. Aceleden semere ihtiyacı vardı. O eskidir işe yaramaz dediysem de dinletemedim. Kırk paraya sattım gitti..”

Usta olduğu yere çöktü. Meğer o semer adamcağızın kumbarası imiş. Senelerdir dişinden tırnağından arttırdığı altınları o semerin içinde saklarmış.

“Desene evladım, kırk yıllık mahsül kırk paraya gitti”

Çırak işin aslını astarını öğrenince, ustasından daha da üzüldü. Yaptığı hatanın kederinden ağlamaya, inleyip dövünmeye başladı. Usta olgun adamdı:

“Evladım üzülme böyle..” dedi. “Nasip ise gelir Hint’ten Yemeden’den. Nasip değil ise ne gelir elden..”

Aradan uzun bir vakit geçti. Ilık gölgelikli bir öğle vakti. O eski semeri kırk paraya alan tüccar, semerci dükkanının kapısında beliriverdi. Semer de yanında idi.

“Ben altı ay evvelisinde bu semeri sizden kırk paraya almış idim. Fakat yolda aklıma takıldı durdu. Bana bunu satan çırağın ustası acaba bu ticaretten razı geldi mi? Çırak benim acelem yüzünden ustasna soramamıştı. Ya usta bu alışverişten razı gelmedi ise ya çırağı azarlayıp cezalandırdı ise diye düşünüp durdum. İşte semeriniz, bunu geriye alın. BAna iyisinden yepisyeni bir semer yapın.”

Çırak ve usta birbirlerinin yüzlerine baktılar. Her ikisinin de aklından aynı şeyler geçiyordu:

“Nasip ise gelir Hint’ten Yemeden’den. Nasip değil ise ne gelir elden.”

12 Mart 2012 Pazartesi

AYNA






Doğu ülkelerinden birinde yüksek bilinç öğretilerinin verildiği Zen Dergahı' nda, öğretisi tamamlanmış birine törenle bir kitap armağan edilir.

Kitabı alan kişi, sayfaları açar bakar ve yüzündeki şaşkınlık ifadesiyle çevresine, gördüğünden ötürü oluşan hayretini yansıtır. Bu töreni izleyen yeni öğrencilerden biri kitabın bu kişide yarattığı şaşkınlıktan ötürü içindekini merak eder.

Ancak, tüm çabalarına karşın kitabın içindekilerini öğrenemez. Öğreti bitmeden, bu kitaba el sürmek olanağı olmadığını kendisine anlatırlar.

Çaresiz dayanmış, öğretileri yutarcasına beynine katmaya, benimsemeye çabalamış dergahın yeni öğrencisi…

Sonuçta beklediği gün gelip çatmış. Mezun olurken tören düzenlenmiş ve kendisine o kitabın bir eşi armağan olarak sunulmuştur.

Yıllardır, törende alacağı kitabın içindekileri merakla bekleyen bu öğrenci kitabı aldığı halde açmıyor her nedense artık içindekileri merak etme gereği duymuyormuş! Çünkü, öğrendiklerinin dışında yer yüzünde önemli hiçbir bilginin olmadığını düşünüyormuş.
Ancak, kitabı ona armağan eden hocası üsteleyince açıp bakmış… bakmış ki ne görsün; kitap, içinde ayna bulunan iki yapraktan ibaret!

Sayfalar arasında yazı yerine aynada kendisini görünce olanı kavramış öğrenci… meğerse, bunca yıldır öğrendiği yalnızca kendisiymiş.

Bu öyküde de anlatıldığı gibi insan bir evrendir, ne varsa kendindedir.

3 Kasım 2011 Perşembe

SARHOŞ






Bir gece bir genç kör kütük sarhoş olur.
Yola koyulur.
Hz. Mevlana'nın hayır duasını almak için.

Geceymiş geç saatmiş dinlemez.
... Evin kapısına gelir ve kapıyı çalar.
Hz. Mevlana'nın talebeleri kapıyı açarlar.
Gence ne istediğini sorarlar.
Genç:
"Mevlana'nın hayır duasını almak için geldim" der.
Talebeleri:
"Şuanda hocamız istirahat halinde ve saat çok geç.
Daha sonra gel"derler.
Genç ısrar eder ve illa onun hayır duasını şimdi alıcam gitmem der.
İnat eder ve gitmez.
Hz. Mevlana gürültüleri duyar ve uyanır.
Gelir kapıya ve "Ne oluyor, nedir bu gürültü" der.
Talebeleri cevap verir:
"Efendim sizin hayır duanızı almak için gelmiş bu sarhoş bizde istirahatte olduğunuzu ve daha sonra gelmesini söyledik" derler.
Mevlana şu cevabı verir talebelerine:
O gecenin bu vaktinde bizim yolumuzu bulmuş gelmişken, hem de kör kütük sarhoşken, siz hangi ayık kafayla onu geri göndermek istersiniz!....

23 Ekim 2011 Pazar

Dört Kapı






Öğrencilerinden biri Mevlana'ya sormuş;

"-Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum. Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?"

"-Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş. Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım.

...

Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat akşetmiş. Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir tokatla Mevlana'nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş, geri dönecek ama hocasına itaat var. Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat akşetmiş. O da derhal ayağa kalkıp elini kaldırmış. Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş. Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış. Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş. Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına devam etmiş.

Öğrenci Mevlana'ya dönmüş, olanları anlatmış.

Mevlana; "-İşte sana istediğin örnekler....

Birinci, şeriat kapısını geçmiş biri idi. Şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti.

İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi. "Sana kötülük yapana bile iyilik yap". Onun için döndü, oturdu.

Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir. İyinin ve kötünün tek Yaradandan geldiğini bilir, inanır. Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir dönüp baktı.

Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir. İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir. Onun için dönüp bakmadı bile..."

25 Aralık 2010 Cumartesi

Derviş-i Virane





Nereden başlasam diye günlerdir düşünüyordum.
en iyisi önce biraz Derviş'i tanıtmak dedim kendi kendime.
Kimdir bu Derviş.
Ne yer, ne içer.
Yaşı başı kaç.
Evli mi bekar mı?
Evli ise çoluk çocuk ne alemde?
Ne iş yapar, neleri sever nelere kızar?

İyi kızı el kötü kızı anası övermiş. El övmüyorsa ben de kendimi överim.

1970 doğumluyum ama kırk yaşında değilim. :) Bu nasıl oluyor derseniz "insan hissettiği yaştadır" derim. ara da bir 50-60 yaşında hissetsemde çoğunlukla kendimi 19 yaşında hissederim. Eylül 2010 a kadar evli ve 2 çocukluydum ama Eylülden bu yana evsiz ve 2 çocukluyum. 17 yıllık evliliği anlaşmalı 17 dakikada sonlandırdık. İleride belki bunun nedenlerine girerim ama şimdilik düşünmüyorum. Oğlumu, kızımı ve çeketimi alıp geçmişe bir elvada diyerek yeni bir eve geçtim. Üç aydan fazla oldu hem anne hem baba olmaya çalışıyorum. Eskisinden iki kat yoruluyorum ama kafam eskisinden kırk kat rahat. 17 yıl aradan sonra yeniden yemek yapmayı öğrendim. Çamaşır bulaşık ev temizliği vb şeylerde kızlarla yarışacak dereceye geldim sayılır. Oğlum Anadolu lisesi 1. sınıfta, kızım ilköğretim 7. sınıfta okuyor. Onlar benim enerji kaynağım.

Mesleğimi Sevgili Sis'in yorumlarından öğrenenler vardır belki ama ben bir kez de buradan yazayım: Paytar. Nam-ı diğer Veteriner Hekim. Kırk kez dünyaya gelsem herhalde kırkında da paytar olmak isterdim. Lisede öğretmenlerimiz sorduğunda herkes doktor, mühendis, öğretmen olacağım derken, ben veteriner hekim demiştim ve tm sınıf gülmüştü. Ben dediğimi yaptım. :) Hiçte pişman olmadım. Hem zevk alarak işimi yapıyorum hem de para kazanıyorum. "Sevdiğiniz bir işi seçin, böylelikle hayatınızda bir gün bile olsun çalışmak zorunda kalmamış olursunuz." misali ben hiç çalışmak zorunda kalmadım.

Hayat felsefemi anlatan bir kaç söz vardır.
- Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma
- Tecavüz zorunluysa zevkini çıkar
- Küstüğüm dağın odununu yedi sene kesmem
- Bu da geçer
- Hiç bir şey göründüğü gibi değildir
- Mükemmellik ayrıntıda gizlidir
- Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol
- Ne olursan ol gel....

Şimdilik aklıma gelenler bu kadar. Çok özel olmadıkça sormak istedikleriniz varsa cevap vermeye çalışırım. Tüm sorularınıza cevap veririm diye söz veremem ama verdiğim tüm cevapların doğru olacağına söz veririm...

Hoşca ve Dostca kalın
Derviş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Derviş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2012 Cuma

NASİPSE ...






Tarihi Semerkand şehrinden yola çıkmak üzere olan bir tacir, develerinden birinin sırtında semer olmadığını görünce, ilk gördüğü dükkandan içeri daldı. Dükkanın ustası namaz için mescide gittiğinden, işlerle çırak ilgilenmekte idi.

“Buyur beyim!”

“Bana acilen bir semer gerek”

“Hazırda semerim yok beyim, siz siparişinizi verin üç beş güne kadar hazır ederiz”

“Evladım senin ağzın ne söylüyor. Ben bugün yola çıkıyorum. Develerimden birinin sırtı boş. Neden boş gitsin hayvan. Ona bir semer vurmalyıım hmen..”

“İyi de beyim, hazırda yeni semerim yok.. Ben sana ne vereyim..”

“Fesübhanallah, Görmez misin kervan düzülmüş. Birazdan kervancıbaşının narasını duyarsın. Yola çıkacağız, hadi bak etrafına ve bana bir semer bul”

Semercinin çırağı ümitsizce sağa sola bakınırken, yıllardır tavanda asılı eski bir semere gözü ilişti.

“Bak efendi! Şu eski semer yıllardır orada asılı durur. Ne biz sattık, ne de almak isteyeni çıktı. Madem işin acele kırk para ver, al onu götür.”

Kervancının canı burnundaydı. Semerin iyisni kötüsünü, eskisini yenisini görecek hali mi vardı.

“Al parayı” dedi. “Al şu kırk parayıda ver bana o semeri”

Çırak o eski semeri iyi bir fiyata sattığı için sevinçli idi. Ustasına yaptığı bu karlı ticareti müjdelediğinde, kimbilir o da, ne kadar sevinecekti. TAcir, semeri aldığı gibi develerin yanına koştu. Az sonra semerci ustası dükkanına geldi.

“Selamunaleyküm”

“Aleykümselam usta! Sana iyi bir haberim var”

“De hele!”

“Şu tavana astığın eski semer var ya”

Ustanın gözü birden tavanda semerin asılı olduğu yere kaydı. Baktı semer yok, adamcağızın benizi oracıkta soluverdi. Dizlerini bir titreme aldı, dudaklarını da..

“Eee ne oldu evladım o semere”

“Bir kervancı geldi, tüccar bir adam. Aceleden semere ihtiyacı vardı. O eskidir işe yaramaz dediysem de dinletemedim. Kırk paraya sattım gitti..”

Usta olduğu yere çöktü. Meğer o semer adamcağızın kumbarası imiş. Senelerdir dişinden tırnağından arttırdığı altınları o semerin içinde saklarmış.

“Desene evladım, kırk yıllık mahsül kırk paraya gitti”

Çırak işin aslını astarını öğrenince, ustasından daha da üzüldü. Yaptığı hatanın kederinden ağlamaya, inleyip dövünmeye başladı. Usta olgun adamdı:

“Evladım üzülme böyle..” dedi. “Nasip ise gelir Hint’ten Yemeden’den. Nasip değil ise ne gelir elden..”

Aradan uzun bir vakit geçti. Ilık gölgelikli bir öğle vakti. O eski semeri kırk paraya alan tüccar, semerci dükkanının kapısında beliriverdi. Semer de yanında idi.

“Ben altı ay evvelisinde bu semeri sizden kırk paraya almış idim. Fakat yolda aklıma takıldı durdu. Bana bunu satan çırağın ustası acaba bu ticaretten razı geldi mi? Çırak benim acelem yüzünden ustasna soramamıştı. Ya usta bu alışverişten razı gelmedi ise ya çırağı azarlayıp cezalandırdı ise diye düşünüp durdum. İşte semeriniz, bunu geriye alın. BAna iyisinden yepisyeni bir semer yapın.”

Çırak ve usta birbirlerinin yüzlerine baktılar. Her ikisinin de aklından aynı şeyler geçiyordu:

“Nasip ise gelir Hint’ten Yemeden’den. Nasip değil ise ne gelir elden.”

12 Mart 2012 Pazartesi

AYNA






Doğu ülkelerinden birinde yüksek bilinç öğretilerinin verildiği Zen Dergahı' nda, öğretisi tamamlanmış birine törenle bir kitap armağan edilir.

Kitabı alan kişi, sayfaları açar bakar ve yüzündeki şaşkınlık ifadesiyle çevresine, gördüğünden ötürü oluşan hayretini yansıtır. Bu töreni izleyen yeni öğrencilerden biri kitabın bu kişide yarattığı şaşkınlıktan ötürü içindekini merak eder.

Ancak, tüm çabalarına karşın kitabın içindekilerini öğrenemez. Öğreti bitmeden, bu kitaba el sürmek olanağı olmadığını kendisine anlatırlar.

Çaresiz dayanmış, öğretileri yutarcasına beynine katmaya, benimsemeye çabalamış dergahın yeni öğrencisi…

Sonuçta beklediği gün gelip çatmış. Mezun olurken tören düzenlenmiş ve kendisine o kitabın bir eşi armağan olarak sunulmuştur.

Yıllardır, törende alacağı kitabın içindekileri merakla bekleyen bu öğrenci kitabı aldığı halde açmıyor her nedense artık içindekileri merak etme gereği duymuyormuş! Çünkü, öğrendiklerinin dışında yer yüzünde önemli hiçbir bilginin olmadığını düşünüyormuş.
Ancak, kitabı ona armağan eden hocası üsteleyince açıp bakmış… bakmış ki ne görsün; kitap, içinde ayna bulunan iki yapraktan ibaret!

Sayfalar arasında yazı yerine aynada kendisini görünce olanı kavramış öğrenci… meğerse, bunca yıldır öğrendiği yalnızca kendisiymiş.

Bu öyküde de anlatıldığı gibi insan bir evrendir, ne varsa kendindedir.

3 Kasım 2011 Perşembe

SARHOŞ






Bir gece bir genç kör kütük sarhoş olur.
Yola koyulur.
Hz. Mevlana'nın hayır duasını almak için.

Geceymiş geç saatmiş dinlemez.
... Evin kapısına gelir ve kapıyı çalar.
Hz. Mevlana'nın talebeleri kapıyı açarlar.
Gence ne istediğini sorarlar.
Genç:
"Mevlana'nın hayır duasını almak için geldim" der.
Talebeleri:
"Şuanda hocamız istirahat halinde ve saat çok geç.
Daha sonra gel"derler.
Genç ısrar eder ve illa onun hayır duasını şimdi alıcam gitmem der.
İnat eder ve gitmez.
Hz. Mevlana gürültüleri duyar ve uyanır.
Gelir kapıya ve "Ne oluyor, nedir bu gürültü" der.
Talebeleri cevap verir:
"Efendim sizin hayır duanızı almak için gelmiş bu sarhoş bizde istirahatte olduğunuzu ve daha sonra gelmesini söyledik" derler.
Mevlana şu cevabı verir talebelerine:
O gecenin bu vaktinde bizim yolumuzu bulmuş gelmişken, hem de kör kütük sarhoşken, siz hangi ayık kafayla onu geri göndermek istersiniz!....

23 Ekim 2011 Pazar

Dört Kapı






Öğrencilerinden biri Mevlana'ya sormuş;

"-Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum. Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?"

"-Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş. Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım.

...

Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat akşetmiş. Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir tokatla Mevlana'nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş, geri dönecek ama hocasına itaat var. Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat akşetmiş. O da derhal ayağa kalkıp elini kaldırmış. Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş. Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış. Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş. Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına devam etmiş.

Öğrenci Mevlana'ya dönmüş, olanları anlatmış.

Mevlana; "-İşte sana istediğin örnekler....

Birinci, şeriat kapısını geçmiş biri idi. Şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti.

İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi. "Sana kötülük yapana bile iyilik yap". Onun için döndü, oturdu.

Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir. İyinin ve kötünün tek Yaradandan geldiğini bilir, inanır. Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir dönüp baktı.

Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir. İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir. Onun için dönüp bakmadı bile..."

25 Aralık 2010 Cumartesi

Derviş-i Virane





Nereden başlasam diye günlerdir düşünüyordum.
en iyisi önce biraz Derviş'i tanıtmak dedim kendi kendime.
Kimdir bu Derviş.
Ne yer, ne içer.
Yaşı başı kaç.
Evli mi bekar mı?
Evli ise çoluk çocuk ne alemde?
Ne iş yapar, neleri sever nelere kızar?

İyi kızı el kötü kızı anası övermiş. El övmüyorsa ben de kendimi överim.

1970 doğumluyum ama kırk yaşında değilim. :) Bu nasıl oluyor derseniz "insan hissettiği yaştadır" derim. ara da bir 50-60 yaşında hissetsemde çoğunlukla kendimi 19 yaşında hissederim. Eylül 2010 a kadar evli ve 2 çocukluydum ama Eylülden bu yana evsiz ve 2 çocukluyum. 17 yıllık evliliği anlaşmalı 17 dakikada sonlandırdık. İleride belki bunun nedenlerine girerim ama şimdilik düşünmüyorum. Oğlumu, kızımı ve çeketimi alıp geçmişe bir elvada diyerek yeni bir eve geçtim. Üç aydan fazla oldu hem anne hem baba olmaya çalışıyorum. Eskisinden iki kat yoruluyorum ama kafam eskisinden kırk kat rahat. 17 yıl aradan sonra yeniden yemek yapmayı öğrendim. Çamaşır bulaşık ev temizliği vb şeylerde kızlarla yarışacak dereceye geldim sayılır. Oğlum Anadolu lisesi 1. sınıfta, kızım ilköğretim 7. sınıfta okuyor. Onlar benim enerji kaynağım.

Mesleğimi Sevgili Sis'in yorumlarından öğrenenler vardır belki ama ben bir kez de buradan yazayım: Paytar. Nam-ı diğer Veteriner Hekim. Kırk kez dünyaya gelsem herhalde kırkında da paytar olmak isterdim. Lisede öğretmenlerimiz sorduğunda herkes doktor, mühendis, öğretmen olacağım derken, ben veteriner hekim demiştim ve tm sınıf gülmüştü. Ben dediğimi yaptım. :) Hiçte pişman olmadım. Hem zevk alarak işimi yapıyorum hem de para kazanıyorum. "Sevdiğiniz bir işi seçin, böylelikle hayatınızda bir gün bile olsun çalışmak zorunda kalmamış olursunuz." misali ben hiç çalışmak zorunda kalmadım.

Hayat felsefemi anlatan bir kaç söz vardır.
- Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma
- Tecavüz zorunluysa zevkini çıkar
- Küstüğüm dağın odununu yedi sene kesmem
- Bu da geçer
- Hiç bir şey göründüğü gibi değildir
- Mükemmellik ayrıntıda gizlidir
- Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol
- Ne olursan ol gel....

Şimdilik aklıma gelenler bu kadar. Çok özel olmadıkça sormak istedikleriniz varsa cevap vermeye çalışırım. Tüm sorularınıza cevap veririm diye söz veremem ama verdiğim tüm cevapların doğru olacağına söz veririm...

Hoşca ve Dostca kalın

Popüler Yayınlar