4 Nisan 2010 Pazar

Özürlü TOPAÇ




Bu yazıyı bir Dostumun tavsiyesi ile gördüm ve çok beğendim. Blog Sahibinden izin almayı bile bekleyemedim. Umarım kızmaz.

Çocuk yogasi öğretmenim Aylin, "oyunlarda kullanabilirim düşüncesiyle her türlü objeyi biriktiriyorum, evde bir dolap dolusu ıvırzıvır var" dediğinde gülümsemiştim sadece... Ne zaman çocuklara ders vermeye başladım, onu çok iyi anladım. Plastik bardaklar, boncuklar, renkli kartonlar, minik taşlar hepsi birikmeye başladı benim evimde de... Artık alışveriş yaparken, en olmadık dükkanda bile bazı objeleri çocuklar yararına nasıl kullanabilirim diye düşünmeye başladım üstelik...


Cumartesi günü öğle saatleri , çocukluk arkadaşım Afrodelfino ile Ankara kalesi çevresinde dolaşıyoruz. Ona; bugün mutlaka Mandal almamız gerektiğinden, Praktikere gittiğimden, orada bile bulamadığımdan bahsediyorum.

Şaşkınlıkla, “ne yapacaksın Mandalı ? “ diyor.
“Pazartesi derste çocuklara oyun oynatacağım” diyorum. Gülümsüyor.

Sonra, oyunu anlatmaya başlıyorum heyecanla....” Tempolu bir müzik çalacak, tamam mı? Ortada mandallar, müzik bitene kadar herkes ortadaki mandallardan alıp üstüne takacak. En çok mandalı üstüne takan birinci... Sonra eşli oynayacağız bu oyunu... Eşine en çok mandalı takan birinci... Sonra grup halinde oynayacağız oyunu... İki grup olacak... Sopalara gerili iki ip düşün. En çok mandalı takan grup birinci... “ Bunu anlatırken, bir yandan da, çocukları minik eteklerine, ufacık pantolonlarına, hatta burunlarına acele ile mandal takmaya çalışırken düşünüyorum. Anlatırken bile eğleniyorum.:)



Kale burası.. Gümüşçüler, seramikçiler, antikacılar var ama mandal bulabileceğim hırdavatçılar da var. Neden olmasın diyoruz, soruyoruz bir dükkana...

Mandal satıyor musunuz?

Dükkan sahibi cevap verirken çözmeye çalışıyor..” Kaleye gelmiş, heralde evde çamaşırı ıslak bırakmış, mandal arıyor ?“ şaşkınlığı devam ederken sadece “Yok bizde” çıkıyor ağzından...

Gözüm mandal arıyor. Renkli bir dolu mandal... Herşey var burada... Yüzükler, antikalar, sepetler, bakır cezveler, renkli lambalar, işli havlular, top top kumaşlar, keçeden işler, oyalar, tahta kaşıklar, heykeller var ama Mandal yok:)

Dolaşmaya devam ediyoruz. Bir tezgahta bir sürü tahta topaç gözüme çarpıyor. Tezgahın sahibi bir uçta boyanmamış olanları boyuyor.

Topaç (!) diyorum. O an beynimde bir ışık yanıyor, hemen mandal ile bağlantı kuruyorum. Oyunda müzik yerine bunu çevirebilirim... Topacın dönüşü bittiğinde mandal oyunu durur böylece... Çok heyecanlanıyorum.

Tezgahın sahibi ile göz göze geliyoruz. Elimi alıyorum birini “Topaç değil mi bu? ” diyorum. İsmi fırıldakta olsa alacağım aslında, heyecandan soruyorum.

Elime aldığım içlerindeki en renklisi... Çocuklar bu topacı görünce nasıl ilgilerini çekecek düşünüyorum bir yandan...

Tezgah sahibi eline alıyor benim seçtiğimi... “Bunu çocuklar için özel yaptım” diyor, bir hikayesi var topacın... Anlatmaya devam ediyor. “Bu renkler diyor sırayla göstererek, çocukların isimlerini söylüyor. Ayşe, Fatma, Ali, Ahmet... Hepsi farklı farklı renk... “ Sonra yere eğilip, topacın ipini çekiyor. Topaç fırıl fırıl dönmeye başlıyor. Devam ediyor anlatmaya “ Şimdi topaç dönüyor ve görüyorsunuz dönerken tüm renkler kayboluyor, tek bir renk oluyor topaç." Ekliyor sonra “Hepimiz farklı farklı olsakta, biriz, hepimiz aynıyız, bunu çocuklara anlatmak için yaptım bu topacı” ... Duygulanarak dinliyorum.

Yerde dönüşünü tamamlayan topaca bakıyorum, aldım, alacağım. Gözüm bir detaya takılıyor "Ama" diyorum " bu topaç özürlü !? ”

Genelde topacın dönen kısmı yuvarlak olur. Elimdekinin yuvarlağının bir köşesi düz... Sanıyorum ki kırıldı orası veya tahtası zarar gördü ama yine de satılıyor.

Gülümsüyor. Hikayeye devam ediyor. “ Bir haftasonu, bir çocuk grubu geziyle geldi buraya... Çok sevdiler topaçları... Sonra grup tezgahın önünden ayrılırken, içlerinden birinin yürüyüşü dikkatimi çekti. Arkadaşlarının arkasında kalmıştı ve yavaş yürüyordu. Bacağında bir özrü olduğunu farkettim. Onun için yaptım ben bu topacı... Yine gelecek buraya biliyorum, bunu ona hediye edeceğim “...

Ağladım ağlayacağım. Ayşe, Fatma, Ali, Ahmet... Hepsi farklı farklı renk, ama beraberken bir renk... Yani aslında hepsi TEK... Bu topacın köşesi özürlü, baktığında tam değil köşesi... Ama döndüğünde tamamlıyor mu yuvarlığı ? O tek rengi, BİR'liği...

Duruyorum öylece... Kalbimde bu hikayenin yankısını dinliyorum. Gülümsüyorum, neden ayaklarımın beni bu tezgaha getirdiğini anlıyorum. İçimde anlatılmaz bir minnet duygusu... Herşeye... Buraya gelişime, bu tesadüfe, hikayeye, mandala, hayatın kendisine ve o güzel çocuğun bize öğrettiklerine...

“Bunu alamam o zaman ben” diyorum. “Onun sahibi var çünkü... Gelecek ya buraya yeniden...”
Tezgahın sahibi gülümseyerek, “Alabilirsiniz” diyor,” O gelene kadar ben yenisini yaparım ona...
” Yapacaksınız ama değil mi? " diye tekrar tekrar soruyorum.
Her seferinde gülümseyerek, başını sallıyor bana...

Topacımı alıyorum. O kadar değerli ki o şimdi... O kadar anlamlı ki...

Umarım; onu her ne nedenle çevirirsem çevireyim, topacın çevresinde onu izleyenler hangi yaşta olursak olalım, tüm renklerimize, tüm farklılıklarımıza, tüm özürlerimize rağmen bize BiR olduğumuzu hatırlar diyorum.

Torbaya bile koydurmadan sarılıyorum topaca... Antikacılar çarşısından çıkarken, elimde topacım, hikayesini ondan dinliyorum defalarca...

Mandallar mı?
Gün bitmeden, yolda bir dükkan görüyoruz.


Dükkan sahibi "Mandal var" diyor, alttaki raftan bir torba çıkarıyor, önüme koyuyor.
Mandallara bakıyorum...
Hepsinin rengi topacın üstündeki renkler ile aynı...
Mandalların hepsi farklı farklı...
İşte o an daha iyi anlıyorum.
Topacı bulmadan, bulamayacağımı Mandalları...

Not: Bu yazı http://burcuca.blogspot.com/ dan alınmıştır

3 yorum:

pabuç dedi ki...

Çok güzel bir yaşanmışlık..Buna benzer bir öykü vardı onu okuyunca da gözyaşlarımı tutamamıştım...
Bu yaşanmışlıklar hayatın gerçeklerini hatırlatıyor bize..Paylaşım için teşekkürler..

ruhumun pusulası dedi ki...

Demek ki asıl aradığımızı bulana dek çok hikayeler dinlemek hatta belki de anlatmak gerekiyor...Ve evet gerçekten herkes bu BİR olma duygusu ile yaşasa hayat ne güzel olurdu...
Sevgiler...

Brajeshwari dedi ki...

yazımı link gösterip, paylaştiğiniz için teşekkürler... ve bu güzel yaşanmışlığın anlayip, yer verdiğiniz içinde....:)

sevgilerimle...

4 Nisan 2010 Pazar

Özürlü TOPAÇ




Bu yazıyı bir Dostumun tavsiyesi ile gördüm ve çok beğendim. Blog Sahibinden izin almayı bile bekleyemedim. Umarım kızmaz.

Çocuk yogasi öğretmenim Aylin, "oyunlarda kullanabilirim düşüncesiyle her türlü objeyi biriktiriyorum, evde bir dolap dolusu ıvırzıvır var" dediğinde gülümsemiştim sadece... Ne zaman çocuklara ders vermeye başladım, onu çok iyi anladım. Plastik bardaklar, boncuklar, renkli kartonlar, minik taşlar hepsi birikmeye başladı benim evimde de... Artık alışveriş yaparken, en olmadık dükkanda bile bazı objeleri çocuklar yararına nasıl kullanabilirim diye düşünmeye başladım üstelik...


Cumartesi günü öğle saatleri , çocukluk arkadaşım Afrodelfino ile Ankara kalesi çevresinde dolaşıyoruz. Ona; bugün mutlaka Mandal almamız gerektiğinden, Praktikere gittiğimden, orada bile bulamadığımdan bahsediyorum.

Şaşkınlıkla, “ne yapacaksın Mandalı ? “ diyor.
“Pazartesi derste çocuklara oyun oynatacağım” diyorum. Gülümsüyor.

Sonra, oyunu anlatmaya başlıyorum heyecanla....” Tempolu bir müzik çalacak, tamam mı? Ortada mandallar, müzik bitene kadar herkes ortadaki mandallardan alıp üstüne takacak. En çok mandalı üstüne takan birinci... Sonra eşli oynayacağız bu oyunu... Eşine en çok mandalı takan birinci... Sonra grup halinde oynayacağız oyunu... İki grup olacak... Sopalara gerili iki ip düşün. En çok mandalı takan grup birinci... “ Bunu anlatırken, bir yandan da, çocukları minik eteklerine, ufacık pantolonlarına, hatta burunlarına acele ile mandal takmaya çalışırken düşünüyorum. Anlatırken bile eğleniyorum.:)



Kale burası.. Gümüşçüler, seramikçiler, antikacılar var ama mandal bulabileceğim hırdavatçılar da var. Neden olmasın diyoruz, soruyoruz bir dükkana...

Mandal satıyor musunuz?

Dükkan sahibi cevap verirken çözmeye çalışıyor..” Kaleye gelmiş, heralde evde çamaşırı ıslak bırakmış, mandal arıyor ?“ şaşkınlığı devam ederken sadece “Yok bizde” çıkıyor ağzından...

Gözüm mandal arıyor. Renkli bir dolu mandal... Herşey var burada... Yüzükler, antikalar, sepetler, bakır cezveler, renkli lambalar, işli havlular, top top kumaşlar, keçeden işler, oyalar, tahta kaşıklar, heykeller var ama Mandal yok:)

Dolaşmaya devam ediyoruz. Bir tezgahta bir sürü tahta topaç gözüme çarpıyor. Tezgahın sahibi bir uçta boyanmamış olanları boyuyor.

Topaç (!) diyorum. O an beynimde bir ışık yanıyor, hemen mandal ile bağlantı kuruyorum. Oyunda müzik yerine bunu çevirebilirim... Topacın dönüşü bittiğinde mandal oyunu durur böylece... Çok heyecanlanıyorum.

Tezgahın sahibi ile göz göze geliyoruz. Elimi alıyorum birini “Topaç değil mi bu? ” diyorum. İsmi fırıldakta olsa alacağım aslında, heyecandan soruyorum.

Elime aldığım içlerindeki en renklisi... Çocuklar bu topacı görünce nasıl ilgilerini çekecek düşünüyorum bir yandan...

Tezgah sahibi eline alıyor benim seçtiğimi... “Bunu çocuklar için özel yaptım” diyor, bir hikayesi var topacın... Anlatmaya devam ediyor. “Bu renkler diyor sırayla göstererek, çocukların isimlerini söylüyor. Ayşe, Fatma, Ali, Ahmet... Hepsi farklı farklı renk... “ Sonra yere eğilip, topacın ipini çekiyor. Topaç fırıl fırıl dönmeye başlıyor. Devam ediyor anlatmaya “ Şimdi topaç dönüyor ve görüyorsunuz dönerken tüm renkler kayboluyor, tek bir renk oluyor topaç." Ekliyor sonra “Hepimiz farklı farklı olsakta, biriz, hepimiz aynıyız, bunu çocuklara anlatmak için yaptım bu topacı” ... Duygulanarak dinliyorum.

Yerde dönüşünü tamamlayan topaca bakıyorum, aldım, alacağım. Gözüm bir detaya takılıyor "Ama" diyorum " bu topaç özürlü !? ”

Genelde topacın dönen kısmı yuvarlak olur. Elimdekinin yuvarlağının bir köşesi düz... Sanıyorum ki kırıldı orası veya tahtası zarar gördü ama yine de satılıyor.

Gülümsüyor. Hikayeye devam ediyor. “ Bir haftasonu, bir çocuk grubu geziyle geldi buraya... Çok sevdiler topaçları... Sonra grup tezgahın önünden ayrılırken, içlerinden birinin yürüyüşü dikkatimi çekti. Arkadaşlarının arkasında kalmıştı ve yavaş yürüyordu. Bacağında bir özrü olduğunu farkettim. Onun için yaptım ben bu topacı... Yine gelecek buraya biliyorum, bunu ona hediye edeceğim “...

Ağladım ağlayacağım. Ayşe, Fatma, Ali, Ahmet... Hepsi farklı farklı renk, ama beraberken bir renk... Yani aslında hepsi TEK... Bu topacın köşesi özürlü, baktığında tam değil köşesi... Ama döndüğünde tamamlıyor mu yuvarlığı ? O tek rengi, BİR'liği...

Duruyorum öylece... Kalbimde bu hikayenin yankısını dinliyorum. Gülümsüyorum, neden ayaklarımın beni bu tezgaha getirdiğini anlıyorum. İçimde anlatılmaz bir minnet duygusu... Herşeye... Buraya gelişime, bu tesadüfe, hikayeye, mandala, hayatın kendisine ve o güzel çocuğun bize öğrettiklerine...

“Bunu alamam o zaman ben” diyorum. “Onun sahibi var çünkü... Gelecek ya buraya yeniden...”
Tezgahın sahibi gülümseyerek, “Alabilirsiniz” diyor,” O gelene kadar ben yenisini yaparım ona...
” Yapacaksınız ama değil mi? " diye tekrar tekrar soruyorum.
Her seferinde gülümseyerek, başını sallıyor bana...

Topacımı alıyorum. O kadar değerli ki o şimdi... O kadar anlamlı ki...

Umarım; onu her ne nedenle çevirirsem çevireyim, topacın çevresinde onu izleyenler hangi yaşta olursak olalım, tüm renklerimize, tüm farklılıklarımıza, tüm özürlerimize rağmen bize BiR olduğumuzu hatırlar diyorum.

Torbaya bile koydurmadan sarılıyorum topaca... Antikacılar çarşısından çıkarken, elimde topacım, hikayesini ondan dinliyorum defalarca...

Mandallar mı?
Gün bitmeden, yolda bir dükkan görüyoruz.


Dükkan sahibi "Mandal var" diyor, alttaki raftan bir torba çıkarıyor, önüme koyuyor.
Mandallara bakıyorum...
Hepsinin rengi topacın üstündeki renkler ile aynı...
Mandalların hepsi farklı farklı...
İşte o an daha iyi anlıyorum.
Topacı bulmadan, bulamayacağımı Mandalları...

Not: Bu yazı http://burcuca.blogspot.com/ dan alınmıştır

3 yorum:

pabuç dedi ki...

Çok güzel bir yaşanmışlık..Buna benzer bir öykü vardı onu okuyunca da gözyaşlarımı tutamamıştım...
Bu yaşanmışlıklar hayatın gerçeklerini hatırlatıyor bize..Paylaşım için teşekkürler..

ruhumun pusulası dedi ki...

Demek ki asıl aradığımızı bulana dek çok hikayeler dinlemek hatta belki de anlatmak gerekiyor...Ve evet gerçekten herkes bu BİR olma duygusu ile yaşasa hayat ne güzel olurdu...
Sevgiler...

Brajeshwari dedi ki...

yazımı link gösterip, paylaştiğiniz için teşekkürler... ve bu güzel yaşanmışlığın anlayip, yer verdiğiniz içinde....:)

sevgilerimle...

Popüler Yayınlar