26 Kasım 2010 Cuma

"Tanrıyı ve İnsanları Deneme"




Acaba kendimizi en çok savunduğumuz zaman mı alıyoruz en büyük yaralarımızı, en büyük budalalıklarımızı en akıllıca davrandığımızda mı yapıyoruz acaba. Rahatı ve güvenceyi en çok istediğimizde mi kaybediyoruz en büyük mutluluklarımızı. En çok korktuğumuzda mı acaba korktuğumuz başımıza geliyor? Kendimizi bu kadar savunmasak, bu kadar akıllı olmasak, rahatın peşinde bu kadar koşmasak ve bu kadar çok korkmasak, yaralarımız, pişmanlıklarımız ve acılarımız daha mı az olurdu acaba?

"Tanrıyı ve insanları deneme," diyen Nietzsche' ye aldanmayıp her şeyi ve herkesi bu kadar çok deneyden geçirdiğimiz için mi Tanrıyı ve insanları kaybediyoruz?

İnsanları bu kadar çok denediğimiz, kendimizi kalkanlarımızın arkasına böylesine iyi gizlediğimiz, hiç bir acıya ve sıkıntıya razı olamadığımız için mi en çok istediklerimiz en uzağımıza düşüyor, mutluluk ele geçmez bir masal kuşuna donuyor?

Schiller' in o muhteşem "Eldiven" şiirinde anlattığı hikayeyi belki daha iyi okumalıydık, oradaki şövalyenin adim seslerini belki daha çok duymalıydık.

Hep erken öleceğini düşünen, hayati bu düşünce nedeniyle telaşla geçen ve düşündüğü gibi erken ölen Schiller' in söylediklerine biraz daha dikkat etmeliydik, kendi olumunu bilen birçok şeyi bilebilir çünkü.

Arenada, bütün şövalyelerin aşık olduğu ve evlenmek istediği harikulade güzel prenses kral babasıyla birlikte oturuyor, çevreleri genç ve yakışıklı şövalyelerle dolu,hepsi bir küçük tebessüm için bekliyorlar. Borazanlar çalınıyor ve aslanlar çıkıyorlar arenaya, kocaman yeleleri, gergin belleri, iri pençeleriyle kükreyerek dolaşıyorlar. Prenses zarif ellerini saklayan uzun eldivenlerden birini çıkartıp aslanların arasına atıyor.

-Kim eldivenimi alıp bana getirirse onunla evleneceğim.

Müthiş bir sessizlik oluyor, bir anda herkes susuyor. Bir şövalye diğerlerinden ayrılıyor, taş merdivenlerden ağır ağır inmeye başlıyor, parlak çizmelerinin çıkardığı adım sesleri tek tek duyuluyor. Arenaya giriyor, aslanlar hareketsiz ve şaşkın, bu cesur şövalyeye bakıyorlar, o hiçbirine aldırmadan eldiveni alıyor, gene adım sesleriyle taş merdivenleri çınlatarak çıkıyor. Eldiveni prensesin kucağına bıraktıktan sonra, kendisine hayranlıkla dönen prensese bir kez bile bakmadan yürüyüp gidiyor.

Nietzsche "Tanrıyı ve insanları deneme," diyor.

Schiller eldiven şiirini yazıyor. Biz herkesi her zaman deniyoruz, emin olmak, güvenmek istiyoruz, sevgisini ve bağlılığını her an kanıtlasın, hayatını ve her şeyini tehlikeye atsın ve bunu binlerce kez yapsın istiyoruz.Kendimizle ve korkularımızla öylesine doluyuz ki, hiçbir duyguyu, hiçbir insanı, hiçbir nesneyi olduğu gibi bütün gerçekliğiyle göremiyoruz, her şey kendimizle ve korkularımızla oluşturduğumuz prizmalardan kırılarak ulaşıyor bize, her şeyi olduğundan başka bir biçimde ve olduğundan başka bir yerde görüyoruz, belki de bu yüzden aradığımız şeyleri aramamız gereken yerlerden başka yerlerde arıyoruz.

Mutlulukla aramıza, korkularımızı ve kendimizi sokuyoruz.......

4 yorum:

GüL'ümse :) dedi ki...

Ilaç gibi geldi Allah razi olsun...

Sishyphos dedi ki...

Güvenmemek ve duvarları her daim yüksek tutmak iyidir.

özgür dedi ki...

Herkesin okuması gereken bi yazı...

özgür dedi ki...

Dilinize ve yüreğinize sağlık teş.

26 Kasım 2010 Cuma

"Tanrıyı ve İnsanları Deneme"




Acaba kendimizi en çok savunduğumuz zaman mı alıyoruz en büyük yaralarımızı, en büyük budalalıklarımızı en akıllıca davrandığımızda mı yapıyoruz acaba. Rahatı ve güvenceyi en çok istediğimizde mi kaybediyoruz en büyük mutluluklarımızı. En çok korktuğumuzda mı acaba korktuğumuz başımıza geliyor? Kendimizi bu kadar savunmasak, bu kadar akıllı olmasak, rahatın peşinde bu kadar koşmasak ve bu kadar çok korkmasak, yaralarımız, pişmanlıklarımız ve acılarımız daha mı az olurdu acaba?

"Tanrıyı ve insanları deneme," diyen Nietzsche' ye aldanmayıp her şeyi ve herkesi bu kadar çok deneyden geçirdiğimiz için mi Tanrıyı ve insanları kaybediyoruz?

İnsanları bu kadar çok denediğimiz, kendimizi kalkanlarımızın arkasına böylesine iyi gizlediğimiz, hiç bir acıya ve sıkıntıya razı olamadığımız için mi en çok istediklerimiz en uzağımıza düşüyor, mutluluk ele geçmez bir masal kuşuna donuyor?

Schiller' in o muhteşem "Eldiven" şiirinde anlattığı hikayeyi belki daha iyi okumalıydık, oradaki şövalyenin adim seslerini belki daha çok duymalıydık.

Hep erken öleceğini düşünen, hayati bu düşünce nedeniyle telaşla geçen ve düşündüğü gibi erken ölen Schiller' in söylediklerine biraz daha dikkat etmeliydik, kendi olumunu bilen birçok şeyi bilebilir çünkü.

Arenada, bütün şövalyelerin aşık olduğu ve evlenmek istediği harikulade güzel prenses kral babasıyla birlikte oturuyor, çevreleri genç ve yakışıklı şövalyelerle dolu,hepsi bir küçük tebessüm için bekliyorlar. Borazanlar çalınıyor ve aslanlar çıkıyorlar arenaya, kocaman yeleleri, gergin belleri, iri pençeleriyle kükreyerek dolaşıyorlar. Prenses zarif ellerini saklayan uzun eldivenlerden birini çıkartıp aslanların arasına atıyor.

-Kim eldivenimi alıp bana getirirse onunla evleneceğim.

Müthiş bir sessizlik oluyor, bir anda herkes susuyor. Bir şövalye diğerlerinden ayrılıyor, taş merdivenlerden ağır ağır inmeye başlıyor, parlak çizmelerinin çıkardığı adım sesleri tek tek duyuluyor. Arenaya giriyor, aslanlar hareketsiz ve şaşkın, bu cesur şövalyeye bakıyorlar, o hiçbirine aldırmadan eldiveni alıyor, gene adım sesleriyle taş merdivenleri çınlatarak çıkıyor. Eldiveni prensesin kucağına bıraktıktan sonra, kendisine hayranlıkla dönen prensese bir kez bile bakmadan yürüyüp gidiyor.

Nietzsche "Tanrıyı ve insanları deneme," diyor.

Schiller eldiven şiirini yazıyor. Biz herkesi her zaman deniyoruz, emin olmak, güvenmek istiyoruz, sevgisini ve bağlılığını her an kanıtlasın, hayatını ve her şeyini tehlikeye atsın ve bunu binlerce kez yapsın istiyoruz.Kendimizle ve korkularımızla öylesine doluyuz ki, hiçbir duyguyu, hiçbir insanı, hiçbir nesneyi olduğu gibi bütün gerçekliğiyle göremiyoruz, her şey kendimizle ve korkularımızla oluşturduğumuz prizmalardan kırılarak ulaşıyor bize, her şeyi olduğundan başka bir biçimde ve olduğundan başka bir yerde görüyoruz, belki de bu yüzden aradığımız şeyleri aramamız gereken yerlerden başka yerlerde arıyoruz.

Mutlulukla aramıza, korkularımızı ve kendimizi sokuyoruz.......

4 yorum:

GüL'ümse :) dedi ki...

Ilaç gibi geldi Allah razi olsun...

Sishyphos dedi ki...

Güvenmemek ve duvarları her daim yüksek tutmak iyidir.

özgür dedi ki...

Herkesin okuması gereken bi yazı...

özgür dedi ki...

Dilinize ve yüreğinize sağlık teş.

Popüler Yayınlar